Kayıtlar

ÇITKIRILDIMLIK

Beni ruhumuzdaki, psikolojimizdeki bu çıtkırıldımlık sinirlendiriyor, üzüyor. Hayatımızda en ufak bir sorun çıksa, yolunda gitmeyen bir şey olsa; dünya başımıza yıkılmış gibi davranıyoruz. Düşündükçe yakınıyor, yakındıkça isyan ediyoruz. Varlığımıza, hayatımızdaki insanlara, aldığımız nefese şükür etmiyoruz. Bu nankörlüğe tahammül edemiyorum artık. Kolu, bacağı olmayan insanları gördükçe, hastanede yatağa, kablolara bağlı insanları gördükçe ne kadar şımarık olduğumuzu fark ediyorum. Belki gülüp geçilecek dertler için saatlerce söyleniyoruz. Güçlü değiliz. Tamam deyip ne olduysa kabullenip yolumuza devam edemiyoruz. her engelde biraz daha geriye gidiyoruz. Aciziz. Hepimiz değilse de bir çoğumuz. Milyonlarca insanın ilaçlarda, antidepresanlarda aradığı mutluluğa katlanamıyorum. Başımızı kaldırıp göğe bakmayı bilmiyoruz. Hayal kurmayı zaten çocukluğumuzda bırakmışız. Gökyüzündeki, denizdeki maviye bakamadıkça da umudu kaybetmişiz. Penceremizin önüne rengarenk saksılara rengarenk çiçekler…

Kalbim Kararıyor

Resim
KALBİM KARARIYOR
Korkuyorum. Kararmaktan, karartmaktan. Ama istemsizce gerçekleşiyor bu. Yavaş yavaş fark ediyorum. Endişeliyim. Çokça düşünceli ama. Böyle daha ne kadar devam edebileceğimi, bu durumun nereye varacağını düşünüyorum. Sonradan bir yabancıymışım gibi dışarıdan izlemeye başlıyorum kendimi; yüreğimde yük ettiklerimin kalbimi nasıl kararttığını izliyorum korku içinde ve sessizce. Zaten başıma ne geliyorsa hep bu sessizliğimden, soluklarımın arkasına gizlediğim çığlıklardan, hıçkırıklardan geliyor. İnsanlara o kadar çok susmuşum ve hala dasusuyorum ki, sustuklarım birer birer içimde patlıyor. Her söylenen, söylenemeyen. Her bağırış, bağıramayış. Her tartışma, öfke. Tüm bunları içimde biriktirişim, eteklerime toplayışım tüm taşları, sonra hepsinin ruhuma, kalbime koca koca lekeler şeklinde dönmesi beni bu hale getiriyor. Uzun yıllar sigara içmiş birinin akciğerleri gibi kalbim artık. Her iç çekişim, her içerleyişim karartıyor kalbimi. En önemlisi de soğutuyor. Üzülüyorum. Çok h…

Seçilmiş Yalnızlık

Resim
Seçilmiş Yalnızlık Yine her zamanki gibi varoluşsal problemler yaşıyorum. Yalnızlıktan şikayet edip, yalnızlığın derinliklerine gömüyorum kendimi. Deve kuşu misali kafamı yalnızlığın altına saklayınca her şeyden kaçabileceğimi sanıyorum. Aslında bu bir problemmiş gibi gözüküyor olabilir dışarıdan. Belkide öyle değildir. Evet yalnızlığı seçiyorum çoğu zaman ama beni buna iten şey insanlar. İnsanların arasındayken istiyorum yalnız kalmayı. Onların bu çirkin, mide bulandırıcı hayatlarını gördükçe içime kapanıyorum. Sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi hissediyorum bazen. Sudan çıkmış bir balık gibiyim, yada dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebek gibi. Ne yapacağımı bilemez bir vaziyetteyim. Her şey o kadar yabancı, o kadar kirli ve o kadar kötü geliyor ki bana. İnsanlardan korkar oldum artık. Çünkü onları tanımaya çalıştıkça bana gösterdiklerinden çok daha fazla yüzleri, benlikleri olduğunu fark ediyorum. İnsanları sevmeye çalıştıkça yüreklerinin koca koca kirli duvarlarla kaplı olduğunu fa…
 Yazmak istiyorum, tüm beklentilere karşı, tüm beklentilerime rağmen. Biz insanlar ne kadar mutsuz olursak olalım, her zaman içimizde bir yerde bir umut vardır. Güzel şeyler olacağına dair bir beklenti. Yaşamaya devam edebilmek için farkında bile olmadan tutunduğumuz şey. Beklentiler sadece üzer mi? Belki de cevabı bilinemeyen bir sorudur bu. Yada çok daha derin cevapları olan. Kimden ne beklediğimize, ne kadar şey beklediğimize göre değişir. Ama bu yaşıma kadar öğrendiğim bir şey varsa o da; insanlardan beklentimizi ne kadar az tutarsak o kadar az hayal kırıklığı yaşayacağımız. Dışarıdan bir yabancının bizi sevmesini beklememek gibi, yada sonbaharda ağaçların yaprak dökmemesini beklememek gibi. İnsanlara umut bağlamayın. Bağlanmayın. İnsanlardan bir şey bekleyip, bir şey istemeyin.  Çok sevdiğim bir şiir vardır; Can yücel'in "Bağlanmayacaksın" şiiri;
"...İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahiplenece…

Aşkın Tanımsızlığı

Bugün iddialı bir giriş yapıp aşktan bahsedeceğim size. Uğruna ölümlere götüren, şiirler, kitaplar, şarkılar yazdıran aşktan. Aşk öyle tuhaf bir terim ki, hiçbir betimlemeye sığmayan. Eğer aşk sana uğramışsa şanslısın demektir. Bunu aşkın güzel bir şey olduğundan söylemiyorum ama. Aşk insana yaşadığını hissettiriyor. Uçurumun kıyılarında gezdiriyor. Yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgiyi farkettiriyor. Aydınlık ile karanlık arasındaki o sonsuz göreceli düşüncelere kafa yorduruyor. Seni gün ışığına muhtaç eden de, karanlığa sürdüren de o çünkü. Aşk insanın göz kapaklarına inen bir perde gibi. Dünyaya bakışını değiştiriyor, etkiliyor. Nasıl bakarsan öyle görürsün olayı var ya hani, güzel bakmakla, umutlu bakmakla, hüzünlü, düşünceli bakmak arasındaki milyonlarca duyguyu doruklarda yaşatarak öyle baktırıyor pencereden. Öyle gördürüyor. Gönül gözüyle bakmakta buradan geliyor bence. Ondandır aşık olduğun adamın gülüşüne yağmur damlası değse şiir oluşu, sakallarının böyle şiir kokuşu, par…

Yeni yıl, yeni umutlar

Resim
Yeni yılın ilk günü, ilk yazımı yazıyorum. Yeni yıl, yeni umutlar, yeni başarılar, güzel dostluklar ve en önemlisi bol bol huzur ve mutluluk getirsin bize. Bu yıl geçen diğer yıllardan daha farklı olsun istiyorum. Daha anlamlı. Dönüp arkama baktığımda ne boş bir yıl demek yerine, bir yıla ne kadar çok şey sığdırmışım demek istiyorum artık. Dolu dolu geçirmek istiyorum zamanımı, çok sevmek, çok sevilmek istiyorum. Kendime verdiğim sözleri tutabilmek ve en önemlisi kendimi daha ileriye taşımak istiyorum. Biliyorum ki yine yalnız kaldığım zamanlar, ağladığım, kötü hissettiğim, belki kayıplar verdiğim zamanlar olacak. Her şeyden önce kendime tutunmayı, kendimi sevmeyi ve kendimi önemsemeyi öğreneceğim bir yıl olsun istiyorum. Her sabah uyandığımda, uyandığım için şükretmeyi, aldığım her nefesi hissetmeyi, yağmuru en derinlerimde yaşamayı, ıslak toprağın kokusunu içime çekmeyi, bir çiçeği okşayıp, bir ağaca sarılmayı, bir çocuk sevindirmeyi mesela, sevdiğim birine sarılmayı, ona sevdiğimi …

Büyüdükçe Kirleniyoruz

Resim
 Büyüdükçe kirleniyoruz. Kirletiyoruz. Tutkularımız, isteklerimiz, arzularımız artık masumca değil. Hayallerimiz artık saf ve temiz değil. Masumiyetin hiç bir harfini içermiyoruz, hiç bir betimlemesine uymuyoruz. Üzülüyorum bu duruma, her çocuk gördüğümde kendi kendime ne kadarda masumlar diyorum, yüreğim sızlıyor. Sonra kendimi dalmış bir halde onları izlerken buluyorum; Kalplerinde kine, öfkeye, kıskançlığa, kötülüğe dair en ufak bir şey yok. O kadar iyi niyetliler ki kalpleri mas mavi, bizimkiler gibi zamanla kararmıyor. Keşke bizde büyüdükçe masumiyetimizi kaybetmesek ya da kaybetmek zorunda kalmasak. İnsan büyüdükçe daha ağır şeyler yaşıyor, ağırlığının fakına varıyor, yaşadığı olaylarda hayal kırıklığını, kini, öfke duymayı öğreniyor. Büyüdükçe daha çok insanla tanışıyor, uğradığı her kötülükte, kötülük yapmayı öğreniyor, yavaş yavaş içindeki iyiliği unutuyor, kırıldığı her iyi niyetinden art niyeti öğreniyor. Güvendiği her dağa kar yağışını izledikçe, güvenmemeyi öğreniyor. Ken…

SAYGI

Resim
Bizim problemimiz; SAYGI. Evet büyük harflerle yazıyorum, biz insanoğlu saygı duymayı bilmiyoruz. At gözlüklerimizi çıkarıp, ön yargılarımızı kırmayı bilmiyoruz. Belki de bilmemek işimize geliyor, çünkü öğrenmeye çalışmıyoruz. Başkalarının hayatlarına, yaşam tarzlarına, düşüncelerine, fikirlerine, duygularına, yaşadıklarına saygı duymuyoruz. Niye böyle yapıyor, bu böyle mi olur, yanlış yapıyor....vs bir sürü cevabımız var hepsine. Asla anlamaya çalışmıyoruz. Başkalarının hayatlarına o kadar dahiliz, başkaları da bizim hayatlarımızın o kadar içinde ki... Resmen hayatımızı tek kişilik yaşamıyoruz, tek değiliz çünkü. Herkesin hayatımız üzerinde o kadar söz hakkı var ki, herkesin hayatına o kadar karışıyoruz ki, benim hayatım diyemiyoruz. Demeye utanıyoruz. Bizim gibi yaşamayan, bizim gibi düşünmeyen bütün insanlara karşı siyahız. Bütün insanlara karşıyız, yargılayıcıyız. Kırılamayan ön yargılar oluşturuyoruz. Hiç bir fikrimiz olmayan insanların, hiç bilmediğimiz hayatları hakkında hepimi…
Resim
     Bugün biraz gökyüzünden bahsetmek istiyorum. Kendi gökyüzümüzden. Gökyüzü bir tane nasıl kendi gökyüzümüz olabilir ki sorusuna gelince, nasıl herkesin kendi dünyası varsa, farklı farklı hayatları varsa, nasıl farklı pencerelerden bakıyorlarsa öyle işte. Herkesin kendi gökyüzü var. Kendi renkleri. Bunu şöyle anlatabiliriz belki de o gün mutlu uyanmışsınızdır size her yer mavidir, her yer huzur. Çünkü ruhunuz mavidir,umutludur. Mavi diyorum çünkü mavi; göğün rengi,umudun,huzurun rengi. Bir gün uyanırsınız gökyüzünüz gridir. Hani tam yağmur havası. Ne kadar tuhaf değil mi yağmur yağınca göğün gri olması, kapalı, kasvetli. Sanki gökyüzü ağlıyormuşçasına. Koca dünyanın yükünden yorulmuş, sıkılmışta artık dayanamayıp göz yaşlarına bırakmış gibi kendini. Gökyüzüde bize benziyor, ya da biz ona. Bizde nasıl ruhumuzun yorgunluğuna, hüznüne, kırılmışlığına dayanamayıp kendimizi göz yaşlarına bırakıyorsak o da öyle iste. Bazen düşünüyorum da kendi kendimize ne kadar çok mutsuz olduğumuzu dil…
Resim
 Derin bir sessizlik ve bekleyiş içinde kadın. Dışarıdan bakıldığında anlaması zor duygular içinde. Kim bilir belki de yüzünde kalbini saklayan bir duvar vardır. Kimse altını göremiyordur. Çünkü kadın korkak,küçük,kaybolmuş bir kız çocuğu gibi. Kadın böyle kaybolmuş hissediyor ama korkaklığı bundan değil. Çünkü o ruhunun derinliklerinde kaybolmuş. Belki anlaşılmaktan belkide anlaşılamamaktan korkuyor. Arada çok ince bir çizgi var çünkü. Anlaşılırsa; zayıf olacağından, öyle gözükeceğinden, anlaşılamazsa da; koskoca hayatı içinde hissettiklerini tek başına yaşamaktan, anlatıp da anlaşılamamaktan korkuyor.     Kadının korkuları bitmiyor. Hep böyle kalmaktan,ruhsuz,duygusuz,tepkisiz,güzel denilen gülüşlerinin olmamasından çok korkuyor. Kadının gülüşünden kırdılar çünkü umudundan kırdılar. Ruhu bedenini terk etti sanki. Yada o da korkup kaçtı. Haklıydı belki, kimse koca koca yüklerin altından kaçtığı için kızamazdı ona. Kadın kapattı gözlerini sessizce veda etti ruhuna. Sessizce karanlığa t…
İlk yazımda kısaca kendimden bahsetmek istiyorum. Her zaman sessiz sakin bir kişilik olarak tanındım. Öyleyim de. Öyleydim. Ta ki kendi içimde kendi sesimi duymaya başladığımdan beri. Ondan sonrada hiç susmadım zaten. Sürekli konuştum,konuştum,konuştum. Yeri geldi kendi kendime ağladım, yeri geldi kendi kendime güldüm, kendi kendime kızıp bağırdım. Ama hep kendi kendime. İnsan kendi sesini duymaktan sıkılır mı? Sıkıldım işte. Ağır geldi bir yerden sonra kimseye söyleyemeyip sürekli kendimle konuşmak. Bende yazmaya başladım. Yazdım,yazdım,yazdım. Satırlarca,sayfalarca. Kalemim tükenene,elim yorulana kadar yazdım. Yazdıkça hafifliyordum sanki, yüreğimdeki yükler kalemimden akıp gidiyor gibiydi. İşte o yüzden şu an buradayım.